logo

Montrö için köprüden önce son çıkıştayız

Montrö Boğazlar Sözleşmesi incelendiğinde 29 Madde, 3 Ek, 1 Protokolden oluşan ve 19 kitap sayfasına sığmış bir sözleşme metni gibi gözükür. Fakat o 19 küçük sayfa, binlerce yıllık tarihin birikimini ve hesaplaşmasını barındırır bünyesinde ve ruhunda.

Atatürk’ün Nutuk’taki ifadesiyle “Türk Milleti aleyhine asırlardan beri hazırlanmış ve Sevr’le tamamlandığı zannedilmiş büyük bir suikastın sonunu ifade eden Lozan Barış Andlaşması” Montrö’ye giden yolun da ilk adımıdır. O günün zorlu koşullarında Türk Boğazlarıyla ilgili Lozan’da elde edilen kazanımlar 1936’da Montrö’de pekiştirildi, geliştirildi. Bu kazanımlar kolay elde edilmedi. Çok sıkı pazarlıklar yapıldı, çok hararetli tartışmalar yaşandı, tavizler de verildi. 1936’dan günümüze de pek çok badire atlatıldı. Başta II. Dünya Savaşı olmak üzere çok zor koşulları test etti, tecrübe etti. Tüm bu özellikleriyle Montrö, sadece Türk Boğazlarından geçiş rejimini değil 82 yıldır Karadeniz’in güvenliğini, barışını ve istikrarını da sağlar.

Bu sebeplerle Montrö ile ilgili oldukça hassas bir toplumuz. Hassasız fakat maalesef, hassasiyetimizi hep olumsuz söylemler geliştirerek ifade ediyoruz. Bu da toplum bilincinde sürekli olumsuzlukları taze tutuyor. Örneğin Boğazda birkaç savaş gemisi aynı anda görülse hemen hemen herkes “Montrö deliniyor mu?” diye sorar, yazar, çizer. Yani “delinmesine hazırız” mesajını verir sürekli!  Ticari gemilerle ilgili konular açıldığında ise neredeyse hep bir ağızdan “Montrö elimizi kolumuzu bağlıyor” diye haykırıyoruz. Yani elimizin kolumuzun bağlı olduğunu zaten kabul etmişiz ve bu haykırışlarla “kurtulmalıyız ondan” diyoruz adeta! Son derece tehlikeli olan bu zihniyet ve söylemleri acilen bırakmalıyız. Yeni söylemler geliştirmeliyiz.

Peki ben size “Montrö’nün elimizi kolumuzu bağladığı falan yok, aksine emniyet tedbirleri almamıza ve geliştirmemize yönelik elimizi son derece güçlendiriyor” desem! “Montrö’yü delen birilerini aramaya gerek yok, bilgisizlikten olsa gerek, biz kendi kendimize, hem de aleyhimize olacak şekilde deliyoruz, kimsenin ruhu bile duymuyor” desem ne dersiniz!

Evet, herkes Montrö’den bahsediyor ama acaba Montrö’nün ne olduğunu yeterince biliyor muyuz? Köprüden önceki son çıkışta olmamıza rağmen halen kimseden ses çıkmadığına göre bence bilmiyoruz. Yıllardır olumsuzluk ifadeleri yer etti herkesin beyninde ve adeta  toplumumuz bu yönde hazırlandı. Tekrar ediyorum; Montrö’nün ticari gemilerle ilgili maddeleri açısından köprüden önceki son çıkıştayız.

Bu yazıda konu, savaş gemileri değil, sadece ticari gemilerle ilgili hususlar olacak. Aşağıdaki tabloda Montrö’nün ticari gemilerle ilgili hükümlerini, genel ifadelerle sıraladım. Karşılarına da Türkiye Cumhuriyeti olarak son yıllara kadar neler yaptığımızı genel hatlarıyla belirttim.  

 Montrö ne diyor?T.C. olarak ne yaptık
aMilletler Cemiyetine yıllık rapor sunma yükümlülüğü (Madde 24)Gerekli görülen bilgiler Dışişleri Bakanlığı tarafından sunulmaktaydı.
bUğraksız Geçiş yapan gemiler demirde 48 saate kadar beklerse Montrö muafiyeti devam eder.(24 Haziran 1936 Çarşamba saat 16:00’da başlayan Teknik Komite Birinci Oturum tutanakları)48 saatlik süre boyunca gemiler yakıt, kumanya alımı, personel değişimi, tamir bakım gibi işlemler yapabilir. Bu süre içerisinde Türkiye’nin yapacağı polis ve gümrük denetiminden muaftırlar. Fakat 48 saati doldurduktan sonra Montrö muafiyeti biter ve o gemiye tamamen ulusal mevzuatın gerekleri uygulanır. (örneğin o geminin kılavuz kaptan alması da artık isteğe bağlı değil mecburidir).
cKılavuzluk ve römorkörcülük hizmeti vermek(Madde 2,4,5,6)Türk Boğazları seyir emniyeti açısından çok riskli değişkenleri bünyesinde bulundurur. Bunun yanında savaş ve savaş tehdidi durumunda milli güvenlik tedbirleri de devreye girer.  Dolayısıyla  sıkı güvenlik soruşturmasından geçirilmiş ve alanında son derece tecrübeli kamu personeliyle bu hizmetler verilmektedir.
dFener ve Kurtarma/tahlisiye Hizmetleri vermek(Madde 2 / Ek 1)Hizmetler, konusunda uzmanlaşmış güvenilir ve tecrübeli kamu personeli tarafından verilmektedir. Bu hizmetlerin verilmesinde teknolojik gelişmelere de uyum sağlanmaktadır.
eSağlık kontrolü yapmak (Madde 3)Sürekli modernize edilen teknik donanımlar kullanılır ve konularında uzmanlaşmış güvenilir ve tecrübeli kamu personeli tarafından hizmetler verilir.
fBoğazların her daim trafiğe açık tutulması(Madde 1)– Türk Boğazlarında kaza oluşturma riski yüksek olan durumlar belirlendi ve bunları önlemeye yönelik kurallar 1994 yılında uygulamaya alındı (Türk Boğazları Deniz Trafik Düzeni Tüzüğü – TBDTDT)- Modern, teknik donanım ve en üst düzey tecrübeye sahip Uzakyol Kaptanlarının gözetimindeki Türk Boğazları Gemi Trafik Hizmetleri Sistemi kurulup devreye girdi.  – Olası kazalara anında müdahale edebilecek acil müdahale birimleri oluşturuldu…

Tabloya bakıldığında, her şeyin normal ve yolunda olduğu görülecektir. Fakat her şey tabloda olduğu gibi kalamadı!

Yukarıdaki başlıkları tek tek ele alıp bugün son durum ne ona bakalım şimdi de.

  1. Yıllık rapor yükümlülüğü: Bu raporu “Milletler Cemiyetine” sadece yılda bir kez sunma yükümlülüğümüz vardı. Fakat 2010’lu yıllardan itibaren gemilerle ilgili bilgiler Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü (KEGM) web sayfasında yayınlanmaya başlandı. Başlangıçta her firma, verilen şifreyle, sadece kendi gemisinin bilgilerini görebiliyordu. 2017 yılından beri ise herkes her şeyi anlık olarak görebiliyor.  Yani çok taraflı bir antlaşmayla yükümlülük altına girdiğimiz bir maddeyi karşılığında hiçbir şey almadan tek taraflı olarak deldik (Madde 24)
  2. 48 saat bekleme süresi: Montrö’de, Sözleşme için toplanan konferans döneminde yapılan sıkı pazarlıklarda 48 saatlik muafiyet konusu, gemilere uyguladığımız sağlık kontrollerinin mecburi olabilmesi için Türk delegasyonu tarafından kullanılmış bir kozdur. Yıllar sonra bu durum TBDTDT Madde 10’a da işlenmiştir. Fakat 03/07/2017 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla bu madde değiştirilmiş ve 168 saate çıkartılmıştır. Yani Tüzük değişikliğiyle Türkiye Montrö’de koz olarak kullandığı 48 saatlik tavizi bu defa hiçbir karşılık almadan 168 saate çıkartmış oldu. Egemenlik haklarının kullanılmasının 120 saat daha ötelenmesi anlamına gelen bu durumu herhangi bir yabancı ülke Türkiye’den talep etse muhtemelen savaş sebebi sayılırdı. Diğer bir husus ise bu yöntemle artık Montrö’nün By-Pass edilmesinin de önü açılmış oldu.
  3. Kılavuzluk ve römorkörcülük hizmetleri: Bu hizmetler, sadece barış zamanında, gemilerin isteğine bağlıdır. Savaş tehdidi ve savaş durumlarında ise mecburi hizmetlerdir. Bu hizmetlerde görev yapan personel barış dönemleri bir yana savaş tehdidi ve savaş dönemlerinde Türk Boğazlarıyla ilgili milli sırları bilecek olan personeldir. Türkiye’nin içinde bulunduğu güvenlik sorunları düşünüldüğünde bu hizmetlerde çalışacak olan personelin sıkı güvenlik kontrollerinden geçirilmiş kamu personeli olması şarttır. Dolayısıyla bu hizmetlerin kamu tarafından verilmesi milli güvenlikle ilgili bir zarurettir. Fakat Cumhurbaşkanlığı Kararname No 1 Madde 479-k’ya dayanılarak 31.12.2018 tarihinde çıkartılan yeni yönetmelikle bu hizmetler yabancı şirketler tarafından bile verilebilecek duruma getirilmiştir.
  4. Fener ve kurtarma/tahlisiye hizmetleri: Bu hizmetler KEGM tarafından verilmektedir ve gelirleri de KEGM tarafından tahsil edilmektedir. Fakat kılavuzluk ve römorkörcülük hizmetlerinde yapıldığı gibi bu hizmetlerin de taşeron firmalara devredilmesi tehlikesi mevcuttur. Tıpkı kılavuzluk ve römorkörcülük hizmetlerinde olduğu gibi, aynı yöntem izlenerek, Cumhurbaşkanlığı Kararname No 1 Madde 479-l gereği bu hakkın da taşeron firmalara verilebilmesinin önü açıktır.
  5. Sağlık Kontrolü: Başta İngiltere olmak üzere ülkelerin çoğunluğu Montrö’de Türkiye’nin gemilere uygulayacağı sağlık kontrolünün iptal edilmesi yönünde çok ciddi baskılar yapmıştır. Türk delegasyonu sağlığın mecburi olabilmesi için çeşitli tavizler vermiş ve bunlardan biri de yukarıda belirtildiği üzere 48 saat muafiyetidir. Sağlığın mecburi olabilmesi için verilen bir diğer taviz ise barış zamanında kılavuzluğun isteğe bağlı olmasıdır. Yani sağlık kontrolü mecburiyeti Türkiye için bu kadar önemlidir.Çünkü sağlık kontrolünün milli güvenlik açısından da sağladığı büyük faydalar vardır. Fakat son yıllarda “bu devirde sağlık kontrolü mü olur, bu ne ilkelliktir” benzeri söylemlerle Türkiye açısından bu denli hayati öneme sahip ve Montrö’de tavizler verilerek kazanılan bu hak itibarsızlaştırılmaktadır. Sağlık uygulamasının kaldırılmasına yönelik kamuoyunda algı operasyonu yapılmaktadır. Bu oyuna kesinlikle gelinmemelidir.
  6. Sürekli trafiğe açık tutmak: 1994 Tüzüğünün yayınlanmasından sonra Birleşmiş Milletler bünyesinde 1994-1999 yılları arasında yaşanan ve Türkiye’yi çok zor durumlarda bırakan onca siyasi tartışma ve gelişmeye rağmen halen Türk Boğazları Deniz Trafik Düzeni Tüzüğüyle ilgili kapsamlı değişiklikler yapma girişimlerine anlam vermek gerçekten çok zordur. Şu anda bu Tüzüğün yerine geçecek Yönetmelik taslağının hazır olduğu söylentileri dolaşıyor ortada. Bu son derece tehlikeli bir durumdur. Bakınız sadece son iki ayda yaşanan gelişmeler maalesef Deniz İçsular Düzenleme Genel Müdürlüğü’nün (DİDGM) güvenirliğini sorgulatmıştır. DİDGM dediğimiz kurum bugün Türk Denizciliğinin yönetildiği, dönemin Denizcilik Müsteşarlığına denk sayılabilecek konumdaki kurumdur. Son iki ay içinde bu genel müdürlük tarafından birkaç gün arayla yayınlanan genelgeler bir birinin 180 derece zıttı olan kararları içermektedir. Yayınlanan bir Genelge birkaç gün sonra gelen tepkiler sonucunda zıddı yeni Genelgeyle iptal edilmektedir. Daha da vahimi, DİDGM tarafından hazırlanan 31.12.2018 tarihli yönetmeliğinin bazı maddeleri dahi bir ay dolmadan kendi yayınladıkları Genelgeyle uygulamadan çıkartılmıştır.  Hal böyle olunca da DİDGM’ye olan güven son derece sarsılmıştır. Türk Boğazları Deniz Trafik Düzeni Tüzüğünde yapılacak değişiklikler binlerce yıllık satranç oyununda hayati hamle yapmak anlamına gelir. Bu denli hayati bir hamleyi son iki aya bu kadar tutarsız mevzuat sığdırmış bir kadronun yapıyor olması son derece endişe vericidir.  

Şunu özellikle vurgulamalıyız: Türk Boğazlarıyla ilgili hiçbir karar günlük rutin hayatın kararları gibi alınamaz. Montrö’yü uzaktan yakından ilgilendirme ihtimali olan bir girişim yapılacaksa, Türk Boğazları siyasi tarihini, Lozan müzakere detaylarını, Montrö müzakere detaylarını, 94-99 Birleşmiş Milletler Uluslararası Denizcilik Örgütü görüşmeleri detaylarını biliyor olmak ve hamleleri ona göre yapmak kaçınılmaz bir zarurettir. Yoksa binlerce yıldır süren satranç oyununda haberiniz bile olmadan şah ve mat oluverirsiniz. Haberiniz bile olmaz çünkü o ana kadar yaptığınız yanlış hamleleri göremezsiniz bile. Ama o yanlış hamleler yıllar içinde sizi mata götürür. Binlerce yıllık geçmişinde defalarca o hataya düşmüş önceki toplumlar gibi.

Özetle Montrö’nün ticari gemilerle ilgili hükümlerinin bir kısmı Türkiye tarafından ortadan kaldırılmış ya da değiştirilmiştir. Aynı politikalar devam ederse çok muhtemeldir ki kalan kısım da ortadan kalkacaktır. Çok ama çok zor elde ettiğimiz kazanımları madde madde yitiriyoruz. Bu soruna dur demek için köprüden önceki son çıkıştayız.

Bu tespitlerden sonra acil eylem olarak önerilerim:

  1. Başta Tüzüğün yönetmeliğe çevrilme düşüncesi ve 31.12.2018 tarihli yönetmeliğin Türk Boğazlarıyla ilgili kısımları olmak üzere mevcut çalışmalar acilen durdurulmalıdır.
  2. Her söylenene “evet” deme zorunluluğu hissetmeyen, yanlış olduğunu düşündüğü konularda “hayır” diyebilen, Türk Boğazlarıyla ilgili konularda uzman olan kişilerden oluşan bir komisyon derhal kurulmalıdır. Bu komisyon sorunları tespit etmeli ve çözüm önerileri üretmelidir.
  3. 1 Nolu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi 479-l ve 479-k  maddeleri tekrar gözden geçirilmelidir. Türk Boğazlarıyla ilgili DİDGM’ye verilen yetkiler iptal edilmeli ya da kısıtlanmalıdır.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Sayın Cahit Turhan’ın Türk Boğazlarıyla ilgili tespit edilen aksaklıklara anında müdahale ettiğini denizcilik sektörü haber kaynaklarından okumaktayız. İnanıyorum ki sayın bakan burada sıraladığım sorunlarla da vakit kaybetmeden ilgilenecektir.

 Aday belirlemeydi, seçim hazırlıklarıydı, seçim maratonuydu derken tüm siyasiler çok yoğun biliyorum ama bu tür dönemlerde hepimiz çok daha dikkatli olmalıyız. Uyanık olmaz ve Türk Boğazlarıyla ilgili mevcut politikaları gözden geçirmezsek kendi elimizle ürettiğimiz beka sorumuz olacak gibi gözüküyor.

& & &

Kaptan Dr. Hasan Terzi: Uzakyol Kaptanı. Son 15 yıldır Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü bünyesinde Türk Boğazları Gemi Trafik Hizmetleri Sisteminde çalışmaktayken Kasım 2018’de işten çıkartıldı. Yüksek lisans tezini Türk Boğazları siyasi tarihiyle, doktora tezini Türk Boğazlarındaki deniz emniyeti arttırma tedbirleriyle ilgili hazırladı. Yıllardır Türk Boğazlarıyla ilgili mevzuat konularında çalışmaktadır. Katıldığı eğitimlerde bu konuda dersler vermektedir. Uzun yıllar Deniz Trafik Operatörleri Derneği Yönetim Kurulu Üyeliği ve Yönetim Kurulu Başkanlığı yaptı. Türkiye Denizcilik Federasyonu kurucu delegelerindendir.

Kaynak: denizhaber.net

Share
49 Kez Görüntülendi.